Sizi nereden geldi bu der gibi görüyorum. Bir çoğunuz beni Twitter, Facebook gibi sosyal ağlardan zaten takip ediyor. Takip ediyor değil mi? Takip ediyorsunuz değil mi? Takip ettiğinizi biliyorum 🙂 Sosyal ağlarımda çok doyurucu bilgiler yayınlayamıyorum çünkü sadece anadilimi biliyorum. Dolayısı ile trendleri ve doyurucu bilgileri detayıyla takip etme şansım çok yok.

Gecenin bu saatinde neden yazıyorum nedenini bilmiyorum. Bilmediğim gibi yinede yazmaya devam ediyorum. Sanırım bu yazıyı yazdıktan sonra her insanın ihtiyacını karşılaması gereken uyku aşamasına geçeceğim…

Geçen yıl uzun bir koşturmacayla geçti, Gold Teknoloji Marketleri Genel Müdürlükte çalıştım. Az sayıda bir kaç projede görevlendirildim, görevlendirildiğim projeleri başarıya ulaştırdığımı düşünüyorum. Bu benim ilk kurumsal iş tecrübemdi, daha sonrasında olmadı yollarımız ayrıldı.

Böyle bir yerdi orası da, her şeye rağmen iyi kötü bir kaç ayım geçti.

golde

Her şey iş demek değil, değil mi? Hayatı yarın bitecek gibi yaşamak gerekiyor. Evet dediğinizi duyar gibiyim 🙂 Bende evet dedim 3,5 aylık uzun bir tatil yaptım. Buz gibi deniz, sıcak kum, geziler, arkadaşlar, eğlence mekânları falan derken gezdik tozduk. Bozcaada turu bile yaptık, çok keyifli vakit geçirdik. Bozcaadanın tertemiz suyunda yüzdük, kum savaşı yaptık. Kızgın güneşin bizi kavurmasına izin verdik.

Bozcaada gezimizden:

9942f0a0069d11e39cae22000a9f1378_7 d0672c0e0cab11e3848422000ae91451_7 2c6548560cac11e3ba2422000a1f9376_7

 

Hikâyenin devamı yarın… (Saati durduramadım) –

Önemli Not: (Fotoğraflarda beni bulamadıysanız endişelenmeyin)

Hikâyeye devam ediyorum, gold’dan ayrıldım, yaz tatili yaptım, istanbul’a döndüm.

Devam ediyorum!

Benim için çok etkileyici bir yaz tatiliydi. Herkesin hayatını yaşaması gerektiğini düşünenlerdenim. İş bir yere kadar önemli olan bize sunulan geçici hayatı doyasıya yaşamak. İnsanlar hâlâ ne yazık ki bunun farkında değil. Çoğu insan hayatı hiç ölmeyecek gibi yaşıyor. Yaşlılık gelmeye başlayınca da keşke hayatı böyle yaşamasaydım düşünceleri cereyan ediyor sonrasında zaten durum malum. Ailemize gerektiği kadar değer vermiyoruz. Oysaki onlar bir gün bizim yanımızdan ayrılacak. Biliyorum bende iş mücadelelerim dolayısıyla değer veremiyorum. Sonuç olarak bize sunulan geçici hayatı en iyi şekilde yaşayamıyoruz. Eğitim hayatı, askerlik, iş hayatı derken bir bakmışsınız evlenip çoluk çocuğa karışmışsınız. Ne yazık ki hayat bu kadar kısa ve çabuk geçiyor. Bizim için önemli olan çabuk geçen hayatta yanımızda bize destek olan gerçek arkadaşlarımızın olması, ölüm döşeğindeyken bile bize moral verecek ve duygulandıracak arkadaşlıklar gerekiyor. Tavsiyem, sosyal yönünüze ağırlık verin. Sosyal yönünüzü önplana çıkartın, gerçek arkadaşlıklar edinip onlarla hayatınızı renklendirin. İnsan olarak tek yaşamak bizim doğamıza aykırı bir durum. Bunun bilincinde olarak hareket etmeliyiz ki, içinde yaşadığımız dünya daha çok renklensin! Dünya’yı renklendirmekte biz insanların elinde bulunuyor. Bende bu düşüncelerle yola çıktım ve gerçekten 3,5 aylık tatil bana çok iyi geldi. Son 2-3 yılın stresini ve yorgunluğunu giderdim.

Şimdi size dilerseniz kanyon gezimizden bahsedeyim…

Hiç Balıkesir, Altınoluk’un Kaz Dağları’nı duydunuz mu? İşte biz o dağa tırmandık. Büyük bir yarık var kaz dağının tam ortasında bulunan, o yarığı keşfetmeye gittik. Yolda bizi arılar karşıladı. Bildiğiniz bal arısı değil fakat, onlar eşek arısıydı. Tesadüfe bende o gün sapsarı bir tişört giydim. O dağdan çok fazla insan geçmediği için arılar hızlıca uçuyor, bakıyoruz önümüzden hızlıca geçiyorlar. Biz yürür haldeyiz elbette, arıların önüne çıkınca arıda bakıyor bu önüme çıkan neyin nesidir düşüncesiyle 🙂 Bende bu tip şeyleri sevmem, sokmasa bile konması, önüme gelmesi rahatsız ediyor. Bana gelince kurtulmaya çalışıyordum en son çare arkadaşın havlusunu aldım sırtıma koydum. Arkadan gelen arılar sarı tişörtümü görmesin dedim 🙂 Neyse sonra yürüye yürüye arılardan kurtulduk, buz gibi dağ suyuna girdik. Suda olan taraflarımızı hiç hissetmedik, su o kadar soğuktu. Suda bir süre yürüdükten sonra şelalenin olduğu yere ulaştık. Kenarda biraz oturup dinlenelim düşüncesiyle oturduk. Oturduğumuz yerdede bana bir kaç arı geldi. böcek tarzı şeyler yine geldi. Huzursuzca ayakta dikildim. Bir kaç arkadaşım Emre sen doğa ortamında yapamazsın valla falan dedi. Geç doğayı falan ya bu nedir böyle bana göre değil böyle şeyler dedim bende : ) Arkadaşlarım buz gibi şelale suyuna girdiler ve şelalenin üzerine çıkıp dağın diğer tarafına geçtiler. Bende su çok soğuk olduğu için oturup onları bekledim. Sonrada bir fotoğraf çekildik, sondan ilk üç olarak baktığınızda beni görebilirsiniz. Normalde adonis kaslı bir insan değilim ama neden fotoğrafta böyle çıkmış bilmiyorum : )

Kanyon gezimizden:

kas

Geldik dönüş aşamasına… En zoru dönüş oldu, yine yolda beni arılar karşıladı. Bu seferki daha çok saldırı gibiydi, havluyla kendimi savundukça onları dahada azdırdım. Daha çok fazlalaştılar, çareyi kaçmakta buldum. Öyle bir depar attım ki, araba hızındaydım diyebilirim. Arkadaşlarım arkamdan bağırıyor, ben onların sesini duyabiliyorum ama onlar benim sesimi duyamıyor : ) Uzunca bir süre koştuktan sonra arıların olmadığı bir yerde oturup dinlendim. Arkadaşlarım 10 dk sonra geldiler : ) Yeniden beraber yürümeye devam ettik, yolda yine bana arılar gelmeye başladı. Sadece bana geliyor. O zaman anladım bu anormal bir durum, neden bana geliyor ki? dedim. Bende ne var ki? diye biraz düşünmeyle sorunun havluda olduğunu anladım. Al şu havluyu ya dedim ve havluyu arkadaşa verdim, bu sefer ona gelmeye başladılar : ) Anlayacağınız sorun havludaymış. Artık dağdan kurtulmuş ve yavaş yavaş kumsala doğru yaklaşıyorduk. Kumsala yaklaştık ama ben çok korktuğum için arkadaşa bir süre sarıldım, geçti değil mi? Falan dedim : ) O duygunun fazla tarifi yok. Artık kumsala varmıştık ve kumsala uzanarak günün yorgunluğunu çıkarttık. Eve dönüp maceramızı noktaladık.

Bu kadar mı? Hayır bu kadar değil : )

Geceleri langırt yapardık, ben defans olurdum. İyi oynadığım zaman geçit vermez, iyi oynamadığım zaman oyun hemen biterdi : ) Güzel maçlar yapardık, bir langırt makinesi vardı çarşıda, onu hiç unutamıyorum. Adamların kafası, ayağı falan yoktu. Bir süre gülmüştük : )

Son olarak bir yere daha gittik, Küçükkuyu’ydu burası da : )

Arkadaşım ve ben gittik ailelerimiz ile beraber gittik. Onlar bir balık restorantına oturdular. Biz balık sevmediğimiz için canlı müziği olan bir kebapçıya gidip lahmacun ve adana yedik. Ücretsiz Volkan Konak konseri vardı o arada da, arkadaşım yanımdan ayrıldı ve konserde yer kapmaya gitti. Ben biraz geç kaldım, konserde tüm oturacak yerler kapılmış. Aşırı bir kalabalık, en arkalardan bir yer bulup konseri izledim ama arkalarda olduğum için fazla zevk vermedi. Sonra ailelerimizin oturduğu balık restorantına ailelerimizin yanına oturduk. Balık restorantı hesabı getirdi, çipuranın 75 TL olduğunu görenler şaşkınlığını gizleyemedi. Bende dedim, yok artık! Bir balık yiyorsun 75 TL veriyorsun vay canına adamlar işi bulmuş dedim : ) Bir süre bu durumu konuşup güldük. Şimdi sıra gezmeye gelmişti, gezdik. Küçükkuyunun yumuşacık bal gibi lokmasınıda yedik. İskeleyi gezelim dedik ve yola çıktık. İskeleye tam girişimizde küçük yavru kedilerin birbiriyle oynadığını gördük. Bunu izledik, çünkü çok tatlıydılar. Kedi yavrusu sürüsü diyebilirim, sayıları çok fazlaydı. Çok eğlendik, orada bu eğlenceli olayı izleyen kişiler fotoğraflar çekerek anı ölümsüzleştirmek istedi. Arkadaşım kedileri telefon kamerasıyla video olarak kaydetti. İskeleye bir süre yürüdük, artık eve dönüş yolculuğu başladı. Gece geç saatlerde evimize geri döndük. Çok hoş vakit geçirdik.

Fenerbahçe’nin Avrupa maçlarını seyrettim…

Arsenal ve Salzburg ile oynadığımız maçları tatilde izleyip sinir krizi geçirdim : )

 

Arkadaşlarımın çoğu benden önce tatili bitirip Istanbul’a döndü. Ben biraz daha geç döndüm, babamın balık tutmasını seyrettim.

 

Artık bizimde Istanbul’a dönme vaktimiz gelmişti, hazırlıklarımızı yaptık ve Istanbul’a döndük. Şu anda da Istanbul’dayım. Yeni iş olanakları araştırıyorum. Kişisel web sitem kapalıydı yine açtım. Aktif olarak sizlerle beraber olacak ve yazmaya devam edeceğim. Okuduğunuz için hepinize teşekkürü bir borç bilirim, sağolunuz!